Translate

romatoid artrit ile yasamak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
romatoid artrit ile yasamak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Temmuz 2017 Perşembe

Üzerlik ya da Nazar Otu



İlginç özellikleri bulunan Üzerlik otu, nam-ı diğer nazar otundan arkeologlar eski yerleşim yeri kalıntılarını bulmak için faydalanırlarmış. Çünkü bu bitki fosforik asit bakımından zengin toprakları tercih eder. Fosforik asit ise insan yerleşimlerinin olduğu yerlerde bulunur. Bildiğiniz gibi insan vücudunda en fazla bulunan elementlerdendir fosfor. Bu açıdan höyüklerin, harabelerin hatta mezarlıkların olduğu yerlerde yetişir bu bitki.




Kadim tarihte, üzerlik otunun yakılması eşliğinde yapılan ayinlerin, insanı ruhsal açıdan arındırdığına inanılırdı. Günümüzde Üzerlik otu gerek yakılarak, gerekse kaynatılıp solunarak bir takım şifa özellikleri aranmaktadır. Eski şamanların, Üzerlik otunu yakarak dumanını solumalarının nedeninin, üzerlik dumanının Dimetiltriptamin (DMT) adlı bir hormonu arttırıcı özelliklerinin olması ve bu hormonun Sodyum  Fluoridin denen beyin için zararlı bir bileşiği dengelemesi ile yaşanan rahatlamadan kaynaklandığı düşünülmüştür. Eski inanışlarda bu otun insanın üçüncü gözünü açtığı ve şamanları transa geçirdiğine inanılmıştır. Üzerlik tohumu tütsüsü kişileri ve mekanları negatif enerjilerden arındıran bir psişik etkiye sahiptir, ama Adaçayı arasındaki fark, üzerlik tohumunun daha sert enerjilerle mücadele edebilme gücüdür. Bu sert enerjilerin, metafizik varlıkların yaydığı frekanslar olduğunu düşünenler vardır.

Peki Ada çayı Yakmak ne işe yarar? Genellikle evde yapılan bu işlem, evdeki negatif enerjinin ortamdan gönderilmesini sağlar. Adaçayı tütsüsü binlerce yıldır birçok ülke ve dinde kullanılmaktadır. İnsanı sakinleştiren bir etkisi vardır.

Ben evde sık, sık adaçayı yakarım. O gün üstümde bir ağırlık varsa, ya da enerjisini sevmediğim insanlar eve gelip gittiyse adaçayı yakarım. Hatta üstüne bir tutam üzerlik otu ve çörek otu serpiştiririm. Bu iş için eski bir tavam var, tohum ve yaprakları tavaya serpiştirip, ocağı yakıyorum; bir süre sonra da tütmeye başlıyor zaten. Tütmeye başladıktan sonra tavayı bütün evde de gezdirebilirsiniz. Kokusu bütün eve yayıldığı için ben bunu yapmıyorum. Deneyin bence.
Sevgi ve sağlıcakla kalın 😊
Tülay Okcu







10 Haziran 2017 Cumartesi

Öfkeli olmak neden hoşuma gidiyor?



Bir şeylere öfkelendiğimde bundan hoşlandığımı fark ettim. Sinirlendiğimde sakinleşmek istemiyorum. Kızmama neden olan şey ortadan kalktığında bile öfkem geçmiyor....
Öfke duygusuna yol açan pek çok sebep var. Öfkemizin altında yatan kırgınlık, suçluluk, güvensizlik, güçsüzlük ya da aldatılmışlık hissidir. Bazı durumlar karşısında öfkelenmek normal bir tepki iken kızgınlığınızın devam ettirmek sağlıklı değildir. Bu tutum depresyon da dahil olmak üzere pek çok psiklojik ve fiziksel rahatsızlığa sebep olur.
Öfke çok güçlü bir duygudur ve yüzleşmek ya da sorgulamak istemediğimiz birtakım hislerinizi bastırmanıza  yardım eder. Söz konusu olan duygusal boşluk olabilir. Bu durumda öfke kendinizi daha canlı hissetmenizi sağlar. İçinizdeki boşluğu doldurmanın tek yolu olarak öfkeyi görebilirsiniz. . Öfke, hissetmenizi ve bir şeyi tutkuyla istemenizi sağlar. Kendinizi motive etmek için acı duymaya gereksiniminiz vardır. Başkalarının sizi dinlemelerini ve saygı duymalarını sağlamanın tek yolu öfkelenmek olduğunu düşünüyorsunuz. Ancak sinirlendiğinizde ciddiye alındığınızı düşünüyorsunuzdur.


ÖFKENİN BAŞKA DUYGULARI MASKELEYİP MASKELEMEDİĞİNİ İNCELEYİN
Öfkelendiğiniz hangi olay veya durum bunu tetikliyor? Öfkelenmeden hemen önce ne hissettiğinizi tam olarak tespit edin. Öfke kırgınlığınızı, yetersizlik hissinizi, suçluluk duygusunu ya da endişelerinizi mi bastırıyor? Bunlar yüzleşmediğiniz duygulardır ve siz de öfkenizi bir savunma mekanizması olarak kullanarak bu duyguları bastırırsınız.
ÖFKENİN TEMELİNDE ENDİŞE VARDIR
Öfkelenmeniz için önce korkmanız gerekir. Korkunuzun kaynağını araştırın. Korkunuza yakından bakın ve tarafsız bir gözle inceleyin. Artık olumsuz duygularınızdan daha fazla kaçmayın; bunlarla dürüstçe yüzleşin. Öfkenizin kaynağını anladığınızda, üzerinizdeki etkisi ortadan kalkacaktır.
Heyecanı başka yollarda arayın. Önce dibe vurup, sonra dramatik bir şekilde durumu kurtarmak size etkileyici gelebilir. Bir kez daha düşünün. Yıllar boyunca, aslında kaçabileceğiniz durumlardan kaçmayarak gereksiz yere acı çektiniz.Gerçekten bu şekilde yaşamaya devam etmek istiyor musunuz? Başkalarının sizi dinlemesini sağlamanın yolu kaba saba davranmak değildir. Aslında herkes kaba güç gösterisinin korkaklık olduğunu bilir. Hiçbir şey, alçak sesle fakat kendinden emin bir şekilde söylenmiş sözler kadar etkili olamaz.
Güç, tutku ve cesareti örnek alın, öfkeyi değil. Saldırganlık ile iddialı olmak arasındaki farkın bilincine varın.

Kaynak: David J. Lieberman,  Anında Analiz

Sağlıcakla ve sevgiyle kalın
Tülay Okcu


9 Haziran 2017 Cuma

Kalsiyum eksikliğinin zaraları

Beden sağlığı açısından en önemli minerallerden biridir kalsiyum. Vücudumuzda bulunan kemik yapısının ve dişlerin sağlıklı bir şekilde ayakta kalmasını sağlar. Her birey kalsiyum gereksinimi karşılayacak derecede kalsiyum içeren besinler tüketmeye özen göstermelidir. Vücuda alınan kalsiyum öncelikle kemiklerde depolanır. Ve uzun süreli kalsiyum alınmaması durumunda, vücudumuz kemiklerde depoladığı kalsiyumdan kullanmaya başlar.

Bu durumun uzun süreli olması, kemiklerin güçsüzleşmesine ve vücudun olumsuz şekilde tepkimeler vermesine yol açar.
Kalsiyum eksikliğinin zararları, yaygın olarak bilindiği gibi sadece diş çürükleri ve kemiklerin kolay kırılması ile sınırlı değildir. Aynı zamanda yeterli miktarda kalsiyum ihtiyacı karşılanmadığında, kaslar üzerinde, sinir sistemi üzerinde ve kalbin düzenli çalışmasında olumsuz etkiler meydana getirebilir.
Kalsiyum eksikliğinin zararlarından bir diğeri ise kanın pıhtılaşmasında oynadığı büyük rolden vücudu mahrum bırakmasıdır.
Özellikle çocuklar için kalsiyum çok önemlidir. Çocuk gelişiminde kalsiyum ihtiyacının tamamıyla karşılanması gerekmektedir. Aynı şekilde gebe bayanlar ve bebekler içinde kalsiyum eksikliği zararlara yol açabilmektedir. Örneğin bebeklerde gelişim bozukluklarına neden olabilir.
Kalsiyum eksikliğinin zararları vücudumuzda hani hastalıklara yol açar? Başlangıçta kemik erimesi, eklem ağrıları, el ve ayaklarda ağrılar, uykusuzluk, sinirlilik, kalp çarpıntısı, yüksek tansiyon, depresyon gibi hastalıklara neden olmaktadır.

Kalsiyum eksikliğinin zararları olduğu gibi, kalsiyumun fazla alınmasının da zararları görülmektedir. Kemiklerde kireçlenme ve böbrek taşı gibi sağlık sorunları ortaya çıkabilmektedir.
En fazla kalsiyum içeren besinler süt ve süt ürünleridir. Buna bağlı olarak sebzelerde de kalsiyum bulunmaktadır. Fındık, fıstık, keçiboynuzu ve balıkta kalsiyum içeren besinler arasındadır.
Kalsiyum eksikliği belirtileri başladığında doktora başvurmanızda ve tedavi için destek almanızda büyük fayda vardır.
Kaynak:  saglik.zararlari.com
Sağlıcakla ve sevgiyle kalın
Tülay Okcu




8 Haziran 2017 Perşembe

AFFEDİCİ OLMAK NİÇİN ÖNEMLİ?


Affedici olmak, kendimize ve başkalarına yönelttiğimiz negatif enerjiden kurtulmaktır. Bu basit görünse de uygulaması o kadar kolay olmayan bir şeydir.  Her zaman affetmeye hazır olamayabiliriz. Öfkemiz dinmemiş, yaramız çok acı vermeye devam ediyor olabilir. Ya da size yapılanların affedilemez olduğunu, affetmeniz durumunda, yapılanların yapanın yanına kar kalacağını, bunun duygularınızı yok saymak anlamına geleceğini düşünüyor olabilirsiniz. Böyle hissediyor olmanızda bir gariplik yoktur. Bunlar da duyulması, hissedilmesi gereken duygulardır.


Ancak affedici olmak iyileşmek açısından hayati önem taşır. Bir başka deyişle, 
iyileşme ve affetme birbirlerine bağlıdır. Affedici olmadığımız sürece bir parçamız geçmişte takılı kalır, bütünlüğümüzü sağlayamayız.

Acılara takılıp kalmak içimizdeki öfkenin artarak sürmesine yol açar. Oysa böyle davranmakla sadece kendimize zarar vermiş oluruz. Affedici olmadığımız sürece içimizdeki bizi yiyip bitiren, kalbimizin çevresine duvarlar örülmesine yol açan suçluluk duyguları ve yaralar varlığını sürdür. Bu da geçmişe takılıp kalmamıza ve değişme becerimizi yitirmemize yol açar. Affedici olmak ise kapıları ardına dek açar. Baraj kapılarının açılmasıyla enerjimiz özgürce akmaya başlar., bunun sonucunda da  kendimizi hafif ve özgür hissederiz. Affedici olmak, "Kendimi seviyorum; bu nedenle acı çekmeye, bu acıyı taşımaya devam etmek istemiyorum" demektir.
Affedici olmak, yaşanılanları affetmek anlamına gelmez. Yapılanların kötülüğünü ortadan kaldırmaz. Yaşanılan hiçbir şeyi değiştirmez zaten. Ancak çekilen acılar genellikle affedici olmaya direnmemize neden olur. Çünkü affedersek acı çekmek bahanelerimizden de vazgeçmiş oluruz. Suçlayacak kimse kalmaz. Oysa her zaman için başkalarını suçlamak, içinde bulunduğumuz durumu kabullenmekten daha kolay gelir. Affetmeyerek , değişmemek için  mükemmel bir bahane bulmuş oluruz. Bu yolla kurban rolünü oynamaya devam edebiliriz. Oysa bu acıya takılıp kaldığımızda bize acı çektiren insanla ilişkimizi sürdürerek, bu düşüncenin duygularımızı ve tavrımızı belirlemeye devam etmesine izin veririz. Geçmişte yaşadığımız acıları her gün yeni baştan yaşarız. Bu nedenle, kurban rolünü oynamaktan vazgeçmek, bu nefreti aşabilmek, bizim yararımızadır.
Affedebilmek geçmişle hesabımızı kapatmamızı, bu yolla ilerlemeye başlayabilmemizi sağlar. Başkalarını affedebilmek önemlidir, ancak kendimizi affedebilmemiz de en az onun kadar önemlidir. Kendimizi affetmemiz, kendimizi olduğumuz gibi, tüm hatalarımızla, zayıflıkarımızla kabul edebilmemiz anlamına gelir. Kendimizi ne kadar affedebilir, acılarımızdan kurtulabilirsek, başkalarına karşı da o kadar affedici olabiliriz.  

Kaynak: Debbie Shapiro Bedeninizi dinleyin                      

7 Haziran 2017 Çarşamba

Biberiye Yağının Faydaları

Biberiye yağı içeriğinde antioksidan ve vitaminler bulunan bir yağdır. 16.yüzyılda romatizmal ağrılarda ve yaraların iyileştirilmesinde kullanılan yağın, dahilen kullanılmaması gerekir. Saçlarda ve ciltte oldukça olumlu etkileri bulunmaktadır. Bu yağı hamilelik döneminde olanların ve hiper tansiyon hastalığı bulunanların kullanması önerilmemektedir. Biberiye bitkisinin yapraklarından buhar distilasyonu ile üretilmiş olan bir yağdır. Son derece etkili olduğundan kullanım miktarı için, bir uzmana danışmanızı öneririz. Bu yağın koklanması bile faydalı olacaktır.

Biberiye yağının saçlarda kullanımı nasıl olur?
Bu yağı kullandığınız şampuana ve saç kremine ilave edebilirsiniz. Şampuana katacağınız 10-15 damla yağ saçlarınıza faydalı olacaktır. Saçınıza maske uygulamak isterseniz, zeytinyağı ve bademyağı gibi yağlarla karıştırmanız tavsiye edilir. Bu karışımla saçlara masaj yaparak yedirin. Yarım saat sonra saçlarınızı yıkayın.
Biberiye yağının ciltte kullanımı nasıl olur?
Geceleri masaj yaparak süreceğiniz yağı cildinize iyice yedirin. Cildinizin bu bölümünü streç ile sararak, üzerine sıcak tutacak bir şeyler giymelisiniz. Sabah üzerini  açarak, ılık bir duş alın. Duşta kese yaparak bölgeyi canlandırın. Buhar banyosu yapmak isteyenler, kaynayan suyun içerisine 10-15 damla koyarak bunu solunabilir.

Biberiye yağının faydaları nelerdir?
  • Yağ cilde masaj olarak uygulandığında selüloit oluşumlarını yok ederek, formda görünmeye yardımcı olur.
  • Baş bölgesine yapılacak masajlar, baş ağrılarını giderecektir. 
  • Cilde sürülecek yağ, romatizmal ağrılardan ve kemik ağrılarından kurtulmayı sağlar.
  • Vücutta bulunan morarmış bölgelere sürüldüğünde iyileşme sağlayacaktır.
  • Saç dökülmelerinden ve kepeklenmeden şikayeti olanlara faydalı olacaktır.
  • Cilde sürüldüğünde kılcal damarlara etki ederek, genç bir görünüme kavuşmanızı sağlayacaktır.
  • Vücuda yapılan masaj sayesinde yorgunluklarınızı alacaktır.
  • Gut hastalığı olanlarda, kandaki ürik asit miktarını düşürür.
  • Astım ve sinüzit rahatsızlıklarında buhar yapılması faydalı olacaktır.
  • Kalbi güçlendirmeye yarar.
  • Unutkanlıkta ve hafızanın güçlendirilmesinde fayda sağlayacaktır.
  • Ciltte bulunan yaraların iyileştirilmesinde etkilidir.
Kaynak: Biberiye.org


4 Haziran 2017 Pazar

Stresin Yol Açtığı Hastalıklar: Stresin Etkileri




Stresin insan üzerindeki etkilerinden bahsetmek istiyoruz. Stresin zararlarını bilin ve stresle mücadele konusunda daha kararlı davranın. İşte stresin sonuçları:
STRESİN ETKİLERİ
Baskı ortadan kalktığında vücudunuz normal durumuna döner. Ama vücudunuz, kendini toplamaya zaman bulamadan sürekli başka bir eyleme hazırlanıyorsa bunun sağlığınız üzerinde zararlı etkileri olabilir.
■ Fazla stresin kısa dönemli belirtileri; bitkinlik, uyku bozuklukları, sinirlilik ve bellek sapmalarıdır.
■ Zaman içinde, bağışıklık sisteminiz en üst düzeyde işlev görmediği için normalden daha fazla öksürdüğünüzü ve soğuk aldığınızı görebilirsiniz.
■ Baş ağrıları ve migren, sırt ağrısı, kalp çarpıntısı, astım, yüksek tansiyon, duyarlı bağırsak sendromu, mide ekşimesi ve hazımsızlık ise bilinen diğer belirtilerdir.
■ Espri anlayışınızı yitirebilir, sekse ilgisizleşebilir ve sinirsel geçişler yaşayabilirsiniz. Sonunda daha fazla devam edemeyeceğinizi hissedebilirsiniz.
Stresin Mide Ve Bağırsak sistemine Olumsuz Etkisi:
Stresin sindirim sistemi üzerindeki etkileri şöyle izah edilir: Beyin ve sindirim sisteminin benzer özellikleri vardır. Çünkü mide ve beyin benzer hormonlar ve sinir sisteminin etkisi altında bulunurlar. Stresin uzaması sindirim bozuklukları, ishal, kabızlık, kramp ağrıları, şişkinlik ,ağrılı yanma şikayetleri görülebilir.
Stresin İrritabl Bağırsak Sendromu ( spastik kolon ), Nonülser Dispepsi ve peptik ülser hastalıklarında zararlı olduğu bilinmektedir.
Stres, aşırı yeme sonucu obeziteye ya da az yeme sonucu aşırı zayıflığa yol açabilir.
Stres ve sıkıntının mide için çok zararlı olduğu bilinmektedir. Aşırı stres tükürük bezlerinin durmasına ya da tükürüğü arttırmasına neden olabilir. Stres midedeki asit salgılarını arttırır, asitlenmeye, bulantıya veya ülsere yol açar. Stresin çok görülen başka bir sonucu da ishaldir. Stresin mide bölgesindeki kasların gerdiği de görülebilir.
Stresin Bağışıklık Sistemine Olumsuz Etkileri :
Stres üzerindeki araştırmalar, stresin bağışıklık sistemini zayıflattığını ve hastalıklara yakalanmayı kolaylaştırdığını göstermiştir.
STRES VE CİLDİNİZ: Stresin cilt üzerindeki etkileri
Uzun süreli stresle ilişkilendirilen birçok fiziksel değişimin, cildiniz üzerinde olumsuz etkileri olabilir.
■ Stres altındayken salgılanan hormonlar, kan damarlarınızın daralmasına dolayısıyla yetersiz kan dolaşımına neden olur. Kan dolaşımının azalması da cildi kuru, pul pul ve tahriş olmaya yatkın duruma getirir.
■ Stres dönemlerinde nefes alışınız değişir, daha hızlı ve zayıf olur. Böylece kan dolaşımınıza taşman oksijen miktarı ve dolayısıyla cildinize giden oksijen azalır. Eğer stres uzun süreliyse cildinizin solgun ve gri, ışıltısını yitirmiş olduğunu görebilir; alın, gözler ve ağız çevresinde gerginliğin yarattığı çizgilerle karşılaşabilirsiniz.
■ Birçok cilt hastalığı, örneğin egzama, sedef hastalığı ve kurdeşen, başlangıçta strese bağlı olarak gelişmese de stres altındayken daha da kötüleşebilir. Bazı insanların cildindeyse stres altındayken lekeler oluşabilir.
Alıntıdır: Kadıngünlüğü.net

3 Haziran 2017 Cumartesi

Düzenli yürüyüş yap, hastalıklardan kurtul!



Günümüzde şehir hayatı yaşayan insanların önemli bir ortak sorunu var: hareketsizlik. Birçoğumuz bunun farkındayız ama zamansızlıktan yakınarak spor yapmayı geçiştiriyor ve sürekli görmezden geliyoruz. Hareketsiz yaşama göre karbonhidrattan oldukça zengin besleniyoruz ve bunun sonucunda da kilomuz gün geçtikçe artıyor.

Kilomuz artmasa bile kaslarımızı yeterince kullanmadığımız için kaslarımız azalıp bel çevremiz genişliyor, yani vücut kompozisyonumuz değişiyor. Oysa hem sağlığımızı hem formumuzu korumanın basit bir formülü var; düzenli ve tempolu yürüyüş yapmak! Ancak yürüyüşün etkili olabilmesi için bazı kurallara mutlaka dikkat edilmesi gerektiğini belirten Acıbadem Beylikdüzü Tıp Merkezi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Murat Özışık, “En önemli kural da; düzenli ve tempolu bir yürüyüş yapmak.” diyor.

Kronik hastalıkların ortak risk faktörü; hareketsizlik!
Kronik hastalıkların ortak risk faktörü olan hareketsizlik Dünya Sağlık Örgütü'nün verilerine göre dünya üzerinde ölüme neden olan risk faktörleri içinde 4. sırada yer alıyor. Yani dünya üzerindeki ölümlerin yüzde 6’'sı hareketsizlik ve bunun yol açtığı hastalıklar nedeniyle oluyor. Bu verilere göre; iskemik kalp hastalıklarının yüzde 27'sinin, diyabetin yüzde 30'unun, meme ve kolon kanserlerinin yüzde 22'sinin gelişiminde ana faktör hareketsizlik.

Ülkemizde hareketsizlik oranı yüzde 71.9
Ülkemizde de Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan Türkiye Beslenme ve Sağlık Araştırması'na göre; hareketsizlik oranımız yüzde 71.9. Yine bakanlık tarafında yapılan Kronik Hastalıklar Risk Faktörleri Araştırması'na göre; kadınların yüzde 87'si erkeklerin de yüzde 77'sinin yeterince fiziksel aktivite yapmadığı tespit edilmiş. Bu kadar hareketsizlik ve dengesiz beslenmenin kaçınılmaz sonucu ise obezite ve bu hastalığın yol açtığı diğer önemli sağlık sorunları.

Hareketsiz bir yaşam ne tür tablolara yol açıyor?
Hareket etmedikçe, kilo almaya başlıyoruz. Kilomuz arttıkça metabolizmamızda birçok sorun ortaya çıkıyor; karaciğerimiz yağlanıyor, insülin direnci ve diyabet hastalığı ortaya çıkıyor. Bunların yanı sıra; hipertansiyon, kalp hastalıkları, meme ve kolon kanseri için de daha yatkın hale geliyoruz. Bu fazladan yükü taşıyan eklemlerimizde de sorunlar ortaya çıkıyor, sosyal ve iş hayatımızda enerjimiz azalıyor, cinsel yaşantımız bozuluyor. Alışverişe gittiğimizde üzerimize uymayan kıyafetleri denedikçe de moralimiz bozuluyor.

Doğru ve etkili yürümenin püf noktaları

Düzenli ve tempolu yürümek şart mı?
“Ben zaten iş yerimde ofis içinde yürüyorum” , “Alışveriş merkezlerinde o vitrin senin bu vitrin benim, haftanın 2-3 günü, 3-4 saat yürüyorum” ya da “Arkadaşlarla haftada bir halı sahada maç yapıyorum” diyerek spor yaptığınızı düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Çünkü yürüyüşün etkili olması için düzenli ve ritmik, yani kardiyovasküler egzersiz niteliğinde olması gerekiyor.

Yürürken kalp hızım ne olmalı?
Nasıl yürünülmesi gerektiği konusunda birçok bilimsel veri ve hesaplamalar olsa da, bu durum sizin performansınıza, egzersiz alışkanlığınıza göre çok değişiyor. Genelleme yapılırsa birkaç temel bilgiye sahip olmak gerekiyor. Bunlardan biri; maksimum kalp hızı ve hedef kalp hızımız.

Maksimum kalp hızı: Kişiye göre değişmekle birlikte; 220’den yaşınızı çıkartarak elde edebilirsiniz ve bu egzersiz sırasında ulaşacağınız en yüksek kalp hızınızı ifade eder.

Hedef kalp hızı: Egzersiz süresince korumanız gereken kalp hızınızı belirtir. Örneğin 39 yaşındaysanız, 220-39=181 atım maksimum kalp hızınızdır. Orta şiddette bir egzersiz yaparken hedef kalp hızı maksimum kalp hızınızın yüzde 50-70’i arasında, şiddetli egzersiz yaparken ise yüzde 70- 85 civarında olmalı. Yani uzun süredir egzersiz yapmıyorsanız ve herhangi bir hastalığınız yoksa, yürüyüş yapmaya başlarsanız ilk başta hedeflediğiniz kalp hızı 90 ile 181, yani 126 arasında olmalı.

Haftada kaç gün ne kadar sıklıkta yürümeliyim?
Kalbiniz ortalama 90-126 arasında atarken, haftanın en az 3-4 günü 30 dakika yürümek sizin için ideal bir başlangıç olacaktır. Daha sonrasında kondisyonunuz arttıkça bu süreyi ve hedef kalp hızını arttırabilirsiniz.

Günün hangi saatlerinde yürümemde fayda var?
Yürümeyi sürdürebildiğiniz bir zamanda yürümelisiniz; yani 'aktif olduğunuz zamanda'. Sabah 06.00 da uyanıp işe hazırlanıyorsanız sabah 05.00’de kalkıp yürümek, sürdürülebilmesi biraz zor bir sistem. İşten sonra yürüyün, öğle tatiliniz uygunsa öğle tatilinde yürüyün, yatmadan önce yürüyün ama yeter ki yürüyün.

Düzenli yürümenin vücuduma sağladığı faydalar neler?
Hedef kalp hızınıza ulaştığınızda önce vücudunuz enerji gereksinmesi için karbonhidratları kullanmaya başlar. Daha sonra ise depo yağlardan enerji sağlar. Bu da biriktirdiğiniz bel ve karın bölgesindeki yağların azalmasını sağlar. Ayrıca solunum sisteminiz düzenlenir, vücut kaslarınız ve eklemlerinizle birlikte kalp kasınız güçlenir, damarlarınızın elastikiyeti artar. Bunların yanı sıra serotonin düzeyi artacağı için kendinizi daha mutlu hissedersiniz.

Yürüyüş sırasında ve sonrasında herhangi bir problemle karşılaşmamak için nelere dikkat etmeliyim?
Yemekten hemen sonra veya karnınız çok açken yürümeyin. Çok açken yürüdüğünüzde enerji açığı ortaya çıkabilir ve yürüyüşünüzü gereğinden önce bitirmek zorunda kalabilirsiniz. Yemeğin hemen üstüne yürüdüğünüzde ise sindirim sisteminiz çok aktif olduğundan, dolaşım sisteminiz pompaladığı kanı sindirim sistemine yönlendirir, bu da kalp ve kas dokunuza az kan gönderilmesine neden olabilir. Yürüyüş sırasında vücudunuz ter ve solunum yoluyla sıvı ve vücut için gerekli bazı mineralleri kaybettiği için de mutlaka yeterli miktarda sıvı tüketin.


Alıntıdır: hthayat.com



1 Haziran 2017 Perşembe

Paça Çorbası Kemiklerdeki Kolajen Yapımını Neden Artırır?

Romatizma hastalığıyla ilgili bir örnek vereyim. Bu hastalığın en önemli sebeplerinden bir tanesi beslenmeyle alınan kolajenin azalmasıdır. Kolajen, bağ dokunun ana maddesidir. Kolajen olmadan insan vücudunun sağlıklı, diri, dinç ve ayakta kalabilmesi mümkün değildir. Kolajenin az alınmasının sebebi, kolajen içeren gıdaların az tüketilmesidir. Peki, hangi gıdalar kolajen içerir? Paça, et suyu, kemik suyu, kemikli et. Eskiden yemekler hep kemikli etle yapılırdı. Şimdi kemikli et alan yok, herkes kuşbaşı veya kıyma alıyor. Paçayı içen kalmadı, paçacılar bir bir kapanıyor. Paçayı içen yoksa kollajen alan da yok demektir bu. Kemik suyu da hakeza öyle. Herkes evinde kimyasal katkı maddeli, monosodyum glutamatlı bulyonları kullanıyor. O bulyonların faydalı mı, zararlı mı olduğunu sorgulayan yok! Yemeklerinize lezzet adına zehir koyuyorsunuz.
Anadolu’nun geleneksel beslenmesinde çoğu yemek kemikli etle yapılır; paça, kelle çorbaları yaygın olarak tüketilirdi. Kemikli et veya tavuk haşlanır; suyuna çorba veya pilav yapılırdı. Bu geleneksel yapı nasıl değişti, ne zaman değişti de kemikli et yerine bulyon, tereyağı yerine margarin kullanmaya başladık? İşte bu, o bulyon reklamlarının, margarin reklamlarının gücünü gösterir. Medyanın insanları nasıl yönlendirebildiğini gösterir. Öyle bir toplum algısı yaratıldı ki…
Bizim anneannelerimiz, babaannelerimiz evlerinde düzenli olarak işkembe, kelle, paça yaparken annelerimiz bu çorbaları yapmayı neredeyse unuttu. Biz içmedik - bu gelenekten koptuk - çocuklarımıza da içirmedik. Sonra da hastalıklar arttı. Neyse ki, son senelerde kemik suyu, paça çorbası gibi ilaç yiyeceklerin kıymeti yeniden anlaşılmaya başlandı.
Dolayısıyla, romatizmal hastalıklardan korunmak için öncelikle kolajenden zengin beslenmek gerekir. Her yemeğin içine kemik suyu konmalı, kemikli et pişirilmeli; bunlar son derece mühim. Evde kemik suyu hazırlayıp küçük kâğıt bardaklarla buzluğa kaldırırsanız bütün yemeklerinize ilave edebilirsiniz.
Alıntıdır: Kaynak Dr. Ümit Aktaş

8 Mayıs 2017 Pazartesi

Yürüyüş Yapmanın Sağlığa Faydaları Nelerdir?


Fiziksel bir aktivite olan yürüyüş, kalp ve damar sağlığını koruduğu gibi, zihinsel sağlığı da korumaktadır. Daha sağlıklı bir şekilde kilo vermeye yardımcı olan yürüyüş, ruhsal ve mental açıdan daha iyi hissetmenize ve zinde kalmanıza yardımcı olmaktadır. Düzenli olarak yapılan yürüyüş, kemik ve kas sağlığını destekler, daha kaliteli uyku çekmenize yardımcı olur ve enerjinizi yükseltir. Yürüyüş yapmak, bazı kanser türlerine karşı riski düşürür ve dolaşım sistemi sağlığını korur. Alzheimer hastalığı riskini düşüren yürüyüş, daha uzun ve sağlıklı bir ömür sürmenize yardımcı olacaktır. Yürüyüş yapmak hafızayı güçlendirir, stresi azaltır, tansiyonu ve kolestrolü düzenler. Beyin ve sinir sistemi sağlığını koruyan bir aktivite olan yürüyüş, ruhu dinlendirir ve vücuttaki D vitaminini destekler. Yürüyüş yapmak, daha fazla miktarda oksijen almanıza yardımcı olmaktadır. Bu da, kan dolaşımının düzenlenmesine yardımcı olmaktadır. Birçok hastalığa karşı koruyucu olan yürüyüş, bağışıklık sistemini güçlendirir.


O halde ne yapıyoruz ? Havalar da güzel zaten, bol bol yürüyoruz. Yakın bir yerde işiniz mi var, otobüs veya araba kullanacağınıza, yürüyerek gidin. Böylece sporu yapılacak işlerle birleştirmiş olursunuz. Ayrıca yürüyüş tamamen bedava! Ne spor salonu ne de üyelik gerektiriyor. Bu egzersiz süresince ve sonrasında Serotinin gibi "iyi hissetme" hormonları salgılanır. Merak etmeyin, Serotinin salgılamak için 20 km yol kat etmenize gerek yok. Günde 30-35 dakika, haftada 4-5 gün yürüyüş yaparak, Serotinin seviyenizi yükseltebilirsiniz. Bir de saat 10 ila 15 arasında kısa kollu bir tişörtle yürüyüşe çıktınız mı bir de üstüne günlük vitamin D3 ihtiyacını da karşılamış olursunuz.  Tek yapmanız gereken yürüyüşe başlamaya karar vermek ve de bunu düzenli olarak sürdürmek. Zaten buna bir alıştınız mı vücudunuz hep isteyecek. 

Bana hep formunu korumak için ne yapıyorsun diye sorarlar. Her gün düzenli olarak yaptığım tek spor, yürüyüştür. Her gün en az 5 km yürüyorum, bunu yaparken de aşağıda yazdığım tekniği uyguluyorum. Ben sağlığım için yürüyorum, forma girmek de bu çabamın ödülü, bonusu  olmuş oluyor. Hepinize tavsiye ederim.


Faydalı bir ek bilgi: Kendinizi dik yürümeye alıştırın. Dik bir şekilde yürürken karnınızı 10% kadar içeri çekin öyle yürüyün, dayanabildiğiniz kadar. Sonra bırakın ve karnınızı tekrar içeri çekip dik yürüyün. Bunu yürüyüşün 10 dakikası kadar sürdürürseniz, karın ve sırt kaslarınız da gelişecektir, bu da yürüyüşün bir faydası daha.  Zaman içinde dik durmak ve dik oturmak bir alışkanlık haline gelecektir. Bel, boyun, sırt ve omuz ağrıları çoğu zaman duruş bozukluğundan kaynaklanır. Ama bu başka bir günün yazı konusudur.

Sevgi ve sağlıcakla kalın😊

Tülay Okcu



5 Mayıs 2017 Cuma

İyileşmeye giden yolda hangi vitamin ve baharatları kullandım?


Bana doktorum 2012 yılında sana yapılacak bir şey kalmadı, zaten piyasadaki bütün ilaçları maksimum dozda kullanıyorsun dedi. İlaçlar etki etmiyor ama ağrılardan da kıvanıyorum o zamanlar. İlla ki bir yolu olmalı diye düşündüm, ilaçlar gökyüzünden kapsül şeklinde yağmıyor sonuçta. Yani yeryüzünde ne malzeme varsa ilaç yapımında da bunlar kullanılıyor gibi bir mantık yürüterek araştırmaya giriştim. Sürekli aynı vitamin ve baharatlar karşıma çıkınca denemeye başladım. Bazı vitamin ve baharatlar bir fark yaratmayınca bıraktım ve yenilerini ekledim. Beş yılın sonunda aşağıdaki listem oluştu. Bu arada merak edeniniz mutlaka vardır: ben şu an herhangi bir diyet yapmıyorum. Gıda ve Romatoid Artrit arasında herhangi bir bağ kuramadım, hastalıkla 28 yıl uğraşınca denenmedik bir şey bırakmadığıma inanabilirsiniz, çünkü çaresizlik insana her şeyi yaptırıyor.
Bu listedeki vitamin ve baharatları sağlıklı olmak ve de sağlıklı kalmak isteyen herkes kullanmalı bence. Ama ben yine de altını çizerek söylüyorum: ben doktor değilim. Size ilaçları ve doktorları bırakın sadece bunları kullanın da demiyorum. Ben de hala düzenli gidiyorum doktora, ihtiyacım olduğundan değil, ama kan değerlerimi ölçtürüp, harika sonuçları görünce tekrar, tekrar mutlu oluyorum.
Ben bu karışımı yaklaşık 5 yıldır alıyorum ve bu karışım bana sadece fayda sağladı. Bu konuyu ve malzemeleri çok araştırarak bir araya getirdim. Bana özel çok sayıda insan ulaşıp ne yaptın da iyileştin diye soruyorlar. Bu karışım benim iyileşmemin sadece bir parçası. Malzeme ve vitaminleri araştırın, kafanıza yatmıyorsa eklemeyin. Herkes kendi kararını kendi versin. Bana iyi geliyor ve ben kullanıyorum, sonuçta benim bedenim. Herhangi bir malzeme çıkaracaksanız listeden, ne olur bunlar Omega3, Zerdeçal ve Zencefil olmasın... zira bunlar iyileşmenin anahtar malzemeleri.

 TÜLAY OKCU BAHARAT KARIŞIMI
BÜTÜN MALZEMELER ÖĞÜTÜLMÜŞ OLACAK
100 GR ZERDEÇAL
 50 GR ZENCEFİL
100 GR ÇÖREKOTU
100 GR ISIRGANOTU TOHUMU
 50 GR TARÇIN
 50 GR KİŞNİŞ
 50 GR ŞİYAH ÜZÜM ÇEKİRDEĞİ
 50 GR HARDAL TOHUMU
Malzemeler iyice karıştırılır ve 24 saat havalandırılır, yoksa topaklanma oluyor. Havalandıktan sonra bir kavanoza alınır.Her gün bir dolu tatlı kaşığı baharat karışımı alınır. En kolay yolu karışımı ağza atıp hemen suyla yutmak. Ben akşam yatmadan önce alıyorum. Alındığı saat, açlık tokluk fark etmiyor.
Ağrılarda etkili olması için en az bir kaç hafta geçmesi gerek. Ben bu karışımı yaklaşık üç yıldır aralıksız kullanıyorum. Güzel yan etkilerinden bir tanesi de iki yıldır grip olmamam, çünkü RA ilaçları bağışıklık sistemini baskıladığı için çok sık ve çok da uzun süren soğuk algınlıklarıyla yıllarca uğraştım
SİRKELİ SU
Her akşam yatmadan önce bir yemek kaşığı kaliteli elma sirkesini yarım bardak su ile içiyorum. Sirkenin de iltihap düşürücü etkisi vardır.
VİTAMİNLER
  istediğiniz yerden aldığınız  istediğiniz markayı kullanabilirsiniz, bana özelden mesaj atıp marka sorulduğu için kullandığım marka isimleri yazdım burada
OMEGA 3     (mesela forever living , epa markalar gibi.  Yüksek  dozda olanlar.)  günde bir kapsül, ağrılar çok
                       olduğu günlerde 2 kapsül
D 3 vitamini ampülü ayda bir içiyorum
Biotin  5000 Solgar günde bir kapsül
Solgar Calcium Magnesium Boron günde bir tane
Solgar Zinc    günde bir tane
Bemiks C      günde bir tane  gerçi bu aralar Bemiks ve çinkoyu ayrı, ayrı alacağıma,  EuRho Vital marka Zink plus Kapseln kullanıyorum, içinde B vitamini ve Çinko günlük miktar var.
Hyaluronic Acid  Forever Living  günde bir kapsül ya da Natures Bounty

SPOR çok  ama çok önemli, her gün 45 dak. yürüyüş ya da yüzme. Yürüyüşün de en az 15 dakikası tempolu olacak.

Sağlık sorunu yaşayan yakınlarınız vardır mutlak, bu yazıyı paylaşırsanız beni çok mutlu edersiniz 😊

sevgiyle ve sağlıcakla kalın

Tülay Okcu

13 Nisan 2017 Perşembe

Beynimizi mutluluk hormonları salgılaması için nasıl kandırabiliriz ?



Bilinçaltımız çok ama çok saftır ve de saf olduğu oranda da çok kolay kandırılabilir. Biz olumsuz şeyler düşündüğümüzde, zavallı bilinçaltımız gerçekten mutsuz olduğumuzu düşünür ve ona göre salgıladığı kimyasalları değiştirir, stres hormonu salgılamaya başlar, hatta mutluluk hormonların üretimini kısar. Hatta bu mutsuz düşünme hali devamlı tekrarlandıkça, zihin ekranımız, bu mutsuzluk dosyasına bir de kısa yol yaratır. Biz aynı şeyleri düşündükçe beyin de aynı kimyasalları salgılar, aynı kimyasalların etkisinde kaldıkça  bu kimyasallara bir bağımlılık gelişir, tıpkı sigara bağımlılığı gibi. Bağımlı olduğumuz şey elimizden alındığında yoksunluk çekeriz; işte bu nedenle mutsuzluk hali de bağımlılık yaratır. Onun için de çevremizde mutsuzluğu bir yaşam biçim haline getirmiş insanlar çoktur, adeta acı çekmekten zevk alırlar... oysa ki onlar da bir mutsuzluk bağımlılığı gelişmiştir.

D vitamini nerden alırız?


Tabi ki en doğal kaynak güneştir. Ancak son yıllarda adeta bir güneşe çıkma fobisi yarattılar ve bu fobiyle doğru orantılı genel bir D vitamini eksikliği gelişti. Saat 10 ila 15 arası güneşe çıkarsan cilt kanseri olursun algısı oluştu. Bu zaman diliminde güneşe çıkanlar neredeyse intihar eğilimli muamelesi yapıldı.
 Oysa D vitamini cildimiz tarafından üretilir ve bunu sadece sabah 10 ila öğleden sonra 3 arası yapabiliyor, onu da ancak ilkbahar, yaz ve sonbaharda yapabiliyor. Sabahın erken saatlerinde ve saat 15ten sonra ve ayrıca kış aylarında güneş ışınları güçsüzdür ve bu nedenle sadece UVA ışınları atmosferden içeri süzülebilir, çünkü UVB ışınları ozon tabakası tarafından emilir. Ama cilt D vitaminini ancak UVB ışınlarıyla yapabiliyor. Sonuç olarak 10 ila 15 arası güneşe çıkmadığınız sürece, cildiniz D vitamini üretemiyor.
Öyle saatlerce güneşe oturmanıza da gerek yok. Günde yarım saat yeterli, eğer açık tenliyseniz önce bir on dakika ile başlayın, her gün bir kaç dakika arttırın. Yüzdeki deri ince ve hassas olduğu için başınız gölgede kalabilir. Kol  ve bacaklarınız açsanız yeter zaten.
Önemli bir nokta da şudur: Güneş banyosundan sonra cildin D vitaminini üretip, kan dolaşımına geçmesi için 48 saate ihtiyacı vardır. Yani güneş banyosundan hemen sonra duşa girip sabunlanırsanız, D vitamini de akıp gider. Diyelim kol ve bacaklarınızı güneşlendirdiniz, onlara sabun değdirmemeye çalışın, yoksa boşuna çaba harcamış olursunuz.
Güneşe çıkmanın dışında, özellikle de  kış aylarında D vitamini almak en iyi çözümdür. Ben zaten her gün çok sayıda vitamin aldığımdan, ayda bir vitamin D ampulü almayı tercih  ediyorum.

Tabi balık da harika bir kaynak, ancak ihtiyacımız kadar D vitamini almak için kilolarca balık tüketmek bana biraz fazla geldiği için, ben takviye almayı tercih ediyorum.

sevgiyle kalın 😊
Tülay Okcu