Translate
12 Nisan 2018 Perşembe
9 Ekim 2017 Pazartesi
Bilinçaltındaki 21 Gün Kuralı Nedir?
Herhangi bir alışkanlık kazanmak istediğinizde ya da bir alışkanlığınızı
değiştirmek istediğinizde çevrenizden daima duyduğunuz bir cümle vardır:” 21
gün dayanırsan geçer!”. Kimimize göre bir şehir efsanesinden farkı olmayan bu
cümle aslında içinde ciddi bir bilim barındırıyor. İnsanların çoğu için bu süre
yetersiz ya da gereksiz olarak görülebilir. Oysa 21 gün beynin yeni bir şeyi
kabullenmesi ya da var olan bilgiyi unutması için tamamen yeterli bir süre.
21 Günün Gizemi Nedir?
Bu gizem, yeniden öğrenmeyi destekleyen, olumlu ya da olumsuz inançlar ile
davranış halini almış alışkanlıkları terk etmeye yarayan beynin ihtiyaç duyduğu
süredir. Beynin yeniden programlanabilmesi için 21 günlük bir süreye ihtiyacı
vardır. beyin 21 günde kendine format atarak yeniden programlanır.
Kuantum, Newton gibi fizikten beslenen herkesin, kısaca bilim insanlarının
da desteklediği bu kural bir hurafe değil gerçektir. Kişi böylece kendine
istediği alanda yeniden format atabilme yeteneğine sahip olabilir.
21 Gün Kuralını Diyet Yaparken Kullanabilirsiniz
21 gün kuralı
kişinin sadece fiziksel bedenini değil, aynı zamanda ruhsal dönüşümünü de
desteklemesi açısından önemlidir. Diyet yapan biri için en zor zamanlar ilk
günlerdir. Genel olarak baktığımızda pek çok kişi tatlı yeme alışkanlığı sebebi
ile diyetini devam ettiremez. Oysa 21 gün kuralını uygulayan bir kişi, 21 gün
boyunca ağzına tatlı sürmediği
takdirde beyin bu tadı kendine format atarak unutacak, böylece diyet yapan
kişinin tatlı yeme isteği de ortadan kalkacaktır.
Yeni Alışkanlıklar Kazanmak Çok Daha Kolay
Bir alışkanlığı ondan kurtulmaya
çalışarak değiştirmeniz oldukça zor. Oysa yeni bir alışkanlık kazanmanız
sandığınızdan çok daha kolay olacaktır. Aynı şekilde kötü bir alışkanlığı yok
etmek de yeni bir şey öğrenmekten zordur. Eğer yeni bir alışkanlık kazanmak
istiyorsanız, hiç ara vermeden 21 gün boyunca aynı alışkanlığı tekrar
ettirmeniz gerekmektedir. Çünkü alışkanlık haline dönüştürmek istediğiniz
yeniliğin zihinde ve hücresel bellekte kalıcı olarak yerleşmesi 21 gün sürer.
Alışkanlıklar
tekrarlanarak kazanılırlar. Zihniniz ve kaslarınız her gün düzenli olarak
tekrar edilen bir şeyi otomatiğe bağlar. Bireysel gelişim yolculuğunuzda
bilinçaltınıza bir süre tanımanız yerinde olacaktır. Bu sürede bilinçaltınız
olgunlaşacaktır. Burada asla unutmamanız gereken tek kural var; 21 gün boyunca
istediğiniz şeyi hiç sekteye uğratmadan her gün düzenli olarak yerine getirmeniz
geriyor.
Yürüme Eylemini Düşünerek Yapmıyoruz
Sık tekrar ettiğiniz şeyleri bir süre
sonra düşünmeden yaptığınızı fark ettiniz mi? Sabah uyandığınızda istemsizce
yüzünüzü yıkadığınızı ve yürüdüğünüzü fark etmeniz bile tekrarlanan şeylerin
düşünmeden gerçekleştirildiğine örnek olarak verilebilir. Bu açıdan
düşündüğümüzde hayatımızdan çıkmasını istediğimiz ve hayatımıza katmak
istediğimiz tüm davranışları düzenli tekrarlar ile yaşamımızdan uzaklaştırmamız
ya da kazandırmamız mümkün olacaktır.
Kaynak: Kadın.com
Yarım kalmışlık Sendromu ya da Zeigarnik Etkisi
Zeigarnik etkisi, ilk kez Rus
psikolog Bluma Zeigarnik tarafından keşfedilmiştir ve yarım kalmış,
tamamlanmamış şeylerin daha kolay hatırlanabildiğini ortaya koyan bir
kavramdır. Ve bu etki bize, yarım kalmış aşklarımızı unutamayışımızı, yarıda
bıraktığımız şeylerde sürekli aklımızın kalışını çok net açıklar aslında. Ve
“Devam edecek” şeklinde en önemli yerinde yarıda bırakılan diziler, bu psikolojik
etkinin en bariz örneklerinden sayılabilir.
Rus
psikolog Bluma Zeigarnik’in (resimde solda, evet solda, hayır erkek olan değil,
soldaki kadın) ismiyle anılıyor. Viyana’da gittiği restoranda otururken tuhaf
bir durum Zeigarnik’in dikkatini çekiyor. Garsonların siparişleri sadece servis
sürecinde hatırladıklarını fark ediyor. Servisi tamamladıklarında siparişler
hafızalarından buharlaşıp gidiyor.
Çalışmalarına dönen Zeigarnik bu durumla ilgili bir
teori geliştirmeye koyuluyor. Laboratuar ortamında bir deney oluşturuyor.
Deneklere yirmi kadar basit görev veriyor; bulmaca çözmek, ipe boncuk dizmek
gibi görevler. Yalnız bazen araya girip yapmakta oldukları işi yarıda
kesmelerine neden oluyor. Daha sonra deneklere hangi görevin daha çok
akıllarında kaldığı soruluyor. Tamamladıkları işlerden çok yarım bırakmak
zorunda kaldıkları işleri hatırlayanların sayısı diğerlerinin iki misli
çıkıyor. Arkası
Yarın
İşte size bir ipucu daha: Seyirciyi o kanalda tutmak
için televizyoncuların kullandığı en eski numaralarından biridir haftalık dizi
filmler. Dizinin son sahnesi şok edici, yarım kalmış, sonucu belli olmayan bir
resimle biter örneğin. Kahramanımız balkondadır ve arkasından yaklaşan bir
gölge onu sırtından iter. Sahne burada dondurulur. Kahramanın düşüp düşmeyeceğini
öğrenmek için ertesi haftayı beklememiz gerekiyordur.
Sonra şu yazıyı görürüz: DEVAM
EDECEK
Ertesi hafta sonucu görmek için yine o kanalı
açarsınız çünkü gizem aklınızda kalmıştır, zihninizi hâlâ meşgul etmektedir.
Tamamlanmamıştır.
Büyük romancı Charles Dickens da aynı tekniği
kullanırdı. Eserlerinin çoğu, daha sonradan tam olarak yayımlanmış olsa da önce
tefrika halinde basılmıştır. Oliver Twist örneğin.
Madem Başladım O Zaman Bitireyim
Madem Başladım O Zaman Bitireyim
Bütün bu örneklerin ortak noktası şu ki, insan bir
işe başladı mı onu yarım bırakmaktan çok bitirmeye eğilimli oluyor. Erteleme
illetine şayet haddinden büyük bir işle karşı karşıyaysak tutuluyoruz ve o işe
başlamayı sürgit geciktiriyoruz. Bu da genellikle ya nasıl ya da nereden
başlayacağımızı bilemediğimiz durumlarda oluyor.
Zeigarnik Etkisinin bize öğrettiği şu ki, ertelemeyi
yenmekte kullanabilecek bir silah varsa o da bir yerden, herhangi bir yerden
başlamak.
En zor kısmından başlamayın elbette. Önce daha kolay
olan kısımları deneyin. Büyük bir projenin bir parçasının bile altından
kalktığınızda gerisi gelecektir. Bir kere başladınız mı içinizde bir dürtü
oluşur. “Madem başladım, bitireyim.” Zihninizin gerisinde, farkında bile
olmadığınız bu küçük ses sizi o görevi tamamlamaya teşvik eder. Dünyanın her
yanında onca insan Lost dizisini nasıl seyretti sanıyorsunuz?
Gayet basit bir tekniktir bu ama sıklıkla aklımızdan
çıkar; yine gidip bir işin en zor kısmına dikeriz gözümüzü ve gözümüzde
büyütürüz işi. “Yapamayacağım” düşüncesi ertelemenin en sevdiği kardeşidir.
Yalnız Zeigarnik Etkisinin önemli bir istisnası var.
Bir şeyi elde etmek için yeterince motive olmadığımız durumlarda bir işe
yaramaz. Şurası gerçek ki, bir şeyi imkânsız ya da sıkıcı buluyorsak zahmete
girmeyiz.
Ama ulaşılabilir bulduğumuz bir amaç için sadece bir
adım atmak çok büyük bir fark yaratır.
Yani uzun lafın kısası, yarım bıraktığımız her şey zihnimizi oyalar...
Kaynak: Kuraldışı
11 Eylül 2017 Pazartesi
Katarakt Günlüğüm 3. Bölüm
Gözümü bandajladıktan sonra yüzüme,
gözüme beş gün su değdirmenin yasak olduğunu tembihleyip eve yolluyorlar.
Bu sıcakta yüzümü ve saçlarımı yıkayamama düşüncesi hiç hoşuma gitmiyor, ama
yapacak bir şey yok. Ameliyat biteli birkaç dakika olmuş ama zerre kadar acı
çekmiyorum. Bunu beklemiyordum doğrusu. Ama ne kadar heyecan yaptığımı şimdi
anlıyorum, çünkü kan şekerim aniden düşüyor. Eve dönüş yolu on dakika sürse de
bana çok uzun geliyor. Güneşin parlaklığı da dayanılmaz. Eve varır varmaz
uzanıyorum, enerjim yok oldu bir anda, bedenim yapılan müdahaleye tepki
gösteriyor belli ki.
Ameliyattan iki saat sonra ilk kez
damla damlatmam gerek. Yani bandajı söküp, yeni görüşümün test sürüşünü
yapabileceğim. Çok heyecanlıyım, çünkü ameliyattan sonra ilk gördüklerim epey bulanıktı.
Ne kadar zamanda düzelir acaba? Yattığım yerden açık gözümü saatten
ayırmıyorum. Ve nihayet o uzun iki saat geçiyor. Bandajı açmaya çalışırken
meraktan çatlayacağım, çünkü doktorum lens bir kez takıldığında geri dönüşü
olmadığını söylemişti. Ya bundan sonra hep bulanık görürsem ne olacak? Bandajı
aralayıp karşıya bakıyorum ve gördüklerime inanamıyorum: her şey pırıl pırıl ve
çok keskin. Sanki biri beynimdeki eski tip televizyon üstü antenini çıkarıp, yerine full HD çanak anteni
takmış. Eski tip antenle televizyon izlemişliğiniz varsa ne demek istediğim
anlarsınız... Damlalarımı damlatıp gözümü bandajlıyorum yine. Nasıl olsa 4 saat
sonra bandajı çıkarma iznim var, bu yeni görüşün keyfini o zaman çıkarırım.
Dört saat de geçiyor, bandajı söküp
atıyorum. Damlalarımı damlatıyorum. Damlalar iki saatte bir kullanılmak zorunda,
ama iyileşmek için şart. İşin ucunda bu kadar iyi görmek varsa damlatırım tabi
ki, ne olacak. Kalkıp evde dolaşmaya başlıyorum. O da ne? Bir anda deli gibi
midem bulanmaya başlıyor. Bir kaç adım daha yürüyorum, bu sefer de başım dönüyor.
Ne oluyor böyle? Hemen gidip koltuğa oturuyorum ama durum değişmiyor. Gözlerimi
kapatınca geçiyor. Biraz bekliyorum gözümü açıyorum... hop yine midem
bulanıyor, hatta daha da kötü bulanıyor... kusmak istiyorum... o derece
bulanıyor. Hayda! Bu ne şimdi? Telaşlanıyorum. Gözlüğümü takıyorum, o da
olmuyor, hatta başım sarhoş gibi dönüyor. Zaten gözlüğümdeki sağ cam
ameliyat öncesi cam. Onunla istesem de
göremem ki.
O an birden durumu anlıyorum. Bir
gözüm iyi görüyor, diğeri eskisi gibi. Beynimdeki eski kayıtlar ve yeni durum
çakışınca sistem error veriyor. Yani beyin bu yeni verileri nasıl
değerlendireceğini bilemediği için arıza butonuna basıyor. Beynime ve kendime
acıdığım için gözümü tekrar bandajlayıp gözlüğümü takıyorum ve bulantı da, baş
dönmesi de geçiyor. Sabah bir daha denemeye karar veriyorum, zaten kontrole
gitmem gerek, olmadı doktoruma danışırım. Ertesi gün uyanınca bandajı söküp
kalkıyorum; mide bulantısı ve baş dönmesinden eser yok. Beynimiz ne muhteşem
bir organ böyle, makul bir adaptasyon devresinden sonra duruma hemen
alışıveriyor.
Aradan neredeyse üç hafta geçti ve çok
iyiyim, hatta öbür gözümü de düzelttirmek için can atıyorum. Bitirmeden önce birkaç
kısa not da aktarmak istiyorum. Aklınızda bulunsun.
*O beş günlük su yasağı boyunca kadar
duş almak serbest, sadece kafanıza su değmeyecek. Ben de bu sorunu saçlarımı kuaförde
yıkatarak hallettim.
*Bir kaç hafta boyunca kafayı denize
havuza sokmak da yasak. Ayrıca gözü güneş ışığından da korumak gerek.
*Göz damlaları beş altı hafta devam
ediyor. Zaten damla zamanı geldiğinde bunu hissediyorsunuz, gözde bir kuruluk
başlıyor.
*Katarakt ameliyatıyla uzak görüşüm tamamen düzeldi. Ama yakını görme kusuru azalsa da düzelmiyor. Yani öyle bir
beklentiye girmeyin. Benim yakın numaram 3.5 'tan 2'ye düştü o kadar. Ben
ameliyat olan tarafa 0 numara gözlük camı taktırdım, diğer taraf da eskisi gibi
duruyor. Yani bir anda gözlüklerden kurtulmuyorsunuz.
*En önemli bilgi de şu: Katarakt
ameliyatlı gözleri ömür boyu ovalamak yasak (işte bu bana çok zor geliyor, zira
gözlerimi çok ovalarım)
*Bir kaç kişi nerede ve kime ameliyat olduğumu
sordu:
Ameliyatım Sgk kapsamında yapıldığı
için, para ödemedim, yani sigorta karşıladı. Onun için nerede ve kime sorularına rahatlıkla cevap
verebilirim. Kuşadası Adagöz Hastanesi
Doktor Eser Paşa. Hastane personeli hem çok güler yüzlü hem de çok yardımcı.
Doktorum zaten dünya tatlısı. Kesinlikle tavsiye ederim. Kendisine de çok
teşekkür ediyorum.
Vakit ayırıp okuduğunuz için çok
teşekkür ediyorum.
Sevgi ve Sağlıcakla kalın
Tülay Okcu
Etiketler:
iyilesmek,
iyileşmek,
katarakt,
katarakt ameliyatı,
katarakt ameliyatından sonra yapılacaklar,
kişisel gelişim,
koçluk,
kuşadası adagöz hastanesi,
Op. Dr. Eser Paşa,
yaşam koçluğu
10 Eylül 2017 Pazar
Katarakt Günlüğüm 2. Bölüm
Ameliyat
günü hastaneye gittim. Korkmadım, endişelenmedim dersem yalan olur. Neticede
bilincim yerindeyken gözümü ameliyat edecekler, göz bu başka bir şey değil. Ya
gözleri kırpmak istersem, acı duyacak mıyım... nasıl olacak, gibi bir sürü
düşünce dolaştı durdu kafamda. Ama herkesin söylediği, "çok basit bir
ameliyattır" sözleri beni teselli ediyor nedense. Korkunun ecele faydası
yok, bir gayret atlatacağım bunu.
Ameliyattan
önce bekleme salonunda beş dakikada bir gözüme damla damlatıyorlar, ama gözüm
zaten pek görmediği için, bu damlaların nasıl bir etki bıraktığını anlamıyorum
bile. Nedense kafamda hep bir Louise Hay cümlesi dolaşıp duruyor:
"Hayatında görmek istemediğin ne var?" Bu sorunun cevabını düşünürken
vakit geçiyor ve ameliyathaneye çağrılıyorum. Hadi hayırlısı!
Arkadaşımla
vedalaşıyorum sadece, katarakt ameliyatına girerken helalleşmek biraz abartılı
olur yani. İçerde ameliyat kıyafeti ve bone giydiriyorlar. Komik görünüyorum,
ama olsun . Son bir damla daha damlatıyorlar ve ameliyathaneye giriyorum.
Doktorum çok neşeli ve rahat. Güzel. Heyecanlı ve endişeli görünse oradan hemen
kaçardım sanırım. Zaten benim heyecanım ikimize de yeter Doktorcuğum, sen
zahmet etme.
Ameliyat
masasına uzanıyorum ve bana sorulan ilk soru şu: "Ellerinizi bağlamamızı
ister misiniz?" Bir anda kendimi kurbanlık koyun gibi görüyorum ve kurban
bayramına daha üç gün var, yok kalsın. Uslu duracağıma söz veriyorum ve ameliyat
başlıyor.
Yüzüme bol
miktarda tentürdiyot sürüp, bir örtü yerleştiriyorlar, sadece ameliyat olacak
gözüm açıkta kalıyor, yani öyle sanıyorum, çünkü o damlalardan olacak sadece ışık
görüyorum. Gözüm açık kalsın diye bir alet takıyorlar ve ameliyat aşamasının en
sevimsiz kısmı bu. Doktorum tatlı, tatlı konuşurken işlem başlıyor. Acı yok,
hem de hiç. Güzel. Düşündüğüm kadar kötü değilmiş. "Şimdi çok ışık gelecek
ve rahatsız olacaksın", diyor ve gerçekten rahatsız oluyorum, gözümde bir
şeyler oluyor ama hissetmiyorum. "
"Şimdi
ışık kaybolacak, bunu hiç sevmeyeceksin ama bunu ben yapıyorum diyor ve ışık gidiyor. Ne oluyor be? Işık nerde? Diğer
gözümü korkudan kapattığım için zifiri karanlık. Doktor haklı, bunu hiç ama hiç
sevmedim. Ameliyatta tek paniklediğim an bu an işte. Tek düşündüğüm şey şu: "Allahtan
bir gözüm daha var! En kötü tek gözle idare ederim." Bu durum belki 20
saniye filan sürüyor, ama bana yetiyor.
"Şimdi
ışık dönecek", dediği anda ışık dönüyor... hem de ne dönmek! Gördüğüm
renklerin güzelliğini anlatamam. Hani uzaydan galaksilerin rengarenk resimler var
ya onlar bin kat güzelini görüyorum. Huşu içinde renk ve şekilleri izlerken, doktorum
kataraktı temizlediğini ve artık lensi takacağını söylüyor. Tamam doktorcuğum,
sen nasıl uygun görürsen, ışığım geri döndü ya, iyiyim ben.
Lens takma
kısmı az biraz rahatsız ediyor, ama kısa sürüyor. "Lense cila atıp kapatacağım
ve ameliyat bitecek", diyor doktorum. Cila? Enteresan... ama ben sadece o
iki kelimeyi duyuyorum: Ameliyat bitti. Oh be. Gazam mübarek olsun.
Kalkabilirsiniz dediklerinde ayağa fırlıyorum. Gözümü bantlamak için bir
koltuğa götürürlerken etrafa bakıyorum. Görüyorum!
Görüntü pek matah değil, idare eder, ama görüyorum en azından. Gözümün içini
kazıdılar ve ameliyat biteli 10 saniye olmuş ve ben nasıl bir beklenti
içindeysem artık... Zaten hemen gözümü bandajladıkları için daha fazla
araştırma yapamıyorum. Peki o zaman bandajın çıkmasını bekleyeceğim.
Devamı yarın 😊
9 Eylül 2017 Cumartesi
Katarakt Günlüğüm 1. Bölüm
Gözlük
kullanmaya çok alıştım; yaklaşık 6-7 yıldır uzak yakın gözlüğü kullanıp durumu idare
ederken geçen yıl doğru düzgün göremediğimi fark ettim. Beyin görüntüyü tüm
olarak algıladığı için sorunun tek gözden kaynaklandığını fark etmiyorsun bile.
Ben de suçu gözlük camlarına atıp durmadan camlarını temizlemeye başladım,
tik oldu resmen. Ne kadar silersem sileyim kirli pencereden bakıyormuşum gibi.
Doktora gittim, "Gözlük camlarını silmeyi bırakabilirsin, çünkü sağ
gözünde Katarakt oluşmuş." dedi. Katarakt daha körpecik bir yavru olduğu
için, ameliyat için büyüyüp serpilmesini beklememiz gerekir deyip beni yolladı.
Katarakt yüz yıl önce körlüğe yol açarken, artık basit bir ameliyatla sorunu
ortadan kaldırıyorlar. Bunu bildiğim için çok da önemsemedim. Madem öyle
büyümesini bekleyip ameliyat olurum olur biter dedim.
Katarakt
normalde yavaş gelişir. Bende öyle olmadı. Benim yavru katarakt beş ay içinde
ergenliği filan atlayıp doğrudan yetişkin ve gelişkin bir katarakta dönüştü.
Görmem hızla bozuldu, şöyle ki : uzun sıcak bir duştan sonra banyonun aynası
buğulanır ve aynada sadece silueti görürsünüz, ama ayrıntı yoktur, işte ben
öyle görüyorum. Öbür göz de zaten çok iyi değil ve halihazırda iki gözün işini
birden yapsa da yetersiz kalıyor. Merdivenlerden inerken zorlanmalar, yolda
tökezlenmeler başladı; televizyonu da anca dibine kadar gidince
seçebiliyorum.Her nedense bulutlu havalarda görüşüm daha da bozuluyordu. Çok
parlak ışıkta da iyi göremiyorsun. Karşıdan ışık gelince de olmuyor... öyle de
olmuyor böyle de olmuyor. Aman işte sadece katarakt dedikleri şeyle yaşamak
böyle bir durum işte.
Şimdi
romatizmamı doğal yollarla yendiğim için, katarakt için de aynı şeyi denemeye karar verdim. Hemen araştırmaya
koyuldum... karşıma bir kaç öneri sürekli çıkınca, aktara koşup hepsini aldım.
Hint yağı damlatın yazıyordu, damlattım. Anason, Gojiberry, Yabanmersini, ne
varsa yedim ama Kataraktım Nuh diyor, peygamber demiyor.
10 ay
beklemişim zaten ve çok sıkıldım. Yolda hızlı yürümeye alışmışım, düşme
korkusundan ağır aksak hareket etmek ruhumu sıkıyor. Doktora gidiyorum. Bana
müjdeyi veriyor: sol gözümde de katarakt başlamış, görme oranım 80%, sağ gözde
ise 20%. Ortalarda öyle Leyla gibi gezinmem boşuna değilmiş meğer, yarı kör
durumdayım haberim yok. Hemen ameliyat olmaya karar veriyorum.
Devamı yarın 😊
Devamı yarın 😊
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




